Kimler Çevrimiçi

Şuanda 24 konuk çevrimiçi

Online Üyelerimiz

Çevrimiçi Kullanıcı Yok

Giriş Formu






Şifrenizi mi kaybettiniz?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Son On-line Üyeler

cemal (cemal)
(2012-05-18 18:56:03)
Zulkane (Zulkane SUZER)
(2012-05-13 17:33:36)
sündiken (turan)
(2012-05-05 22:31:35)
tuncaymert (tuncay)
(2012-05-02 16:43:15)
ebruli26 (ebru karakaya)
(2012-04-22 22:49:44)

Tarih ve Saat

Önemli Linkler

Hava Durumu

ESKISEHIR
mod_vvisit_counterBugün142
mod_vvisit_counterDün184
mod_vvisit_counterBu Hafta1210
mod_vvisit_counterBu Ay3985
SOYUMUZ NEREDEN GELİYOR?BİZ KİMİZ?
Değerlendirme: / 9
Kötüİyi 
Yazan Zulkane SUZER   
Cumartesi, 29 Mayıs 2010
Manavların Dağılışı


MANAV SOYU

TÜRKİC
|

GÖKTÜRK
|
OĞUZ
|
KAYI
|
BOZOK
|
MANAV

Manavlar,
Özellikle Batı Anadolu'da yoğunlaşan Türk soylu halk. Türkologlar'a göre manavlık, Anadolu'da ilk yerleşik hayata geçen Türkleri tanımlamada kullanılan bir sıfattır. Bu sıfat, yerleşik hayatı benimsemiş Türkler'i, Osmanlı'nın son dönemlerinde yerleşik hayata geçmeyen Türkler'den ve Anadolu dışındaki Osmanlı topraklarından gelen müslüman halktan ayırmak için kullanılmıştır.

Manav Türkleri 
Anadolu'ya göç ederek gelen Türkler'den bazıları yerleşik hayata geçerek tarım faaliyetlerinde bulunmaya başlamışlardır. Buna bağlı olarak manavlık, “Batı Anadolu’ya dışarıdan gelen (göçmen/muhacir) ve göçebelikten yerleşmiş (Yörük) nüfus dışında eskiden yerleşmiş köylere / köylülere verilen ad veya “Yerli Halk”, “Yerleşik Türk / Türkmen Topluluğu” ya da “Yerli olan, muhacir olmayan” ve yahut “hareketli nüfusa karşın yerini değiştirmeyen, devamlı olarak orada oturan “Türkçe dışında dil bilmeyen” topluluk üyeleri olarak tanımlanmaktadır.Manavlar, Anadolu Selçuklu'nun bakiyesi olan Türkmen halkıdır.

Balkanlara Karadeniz'in kuzeyinden gelen ve Hıristiyanlığı kabul eden Peçenekler ve Kumanlar gibi Türk toplulukları da dönem dönem Bizans tarafından Anadolu'ya yerleştirilmiştir ve bu toplulukların, yerleşik hayata geçen Oğuz Türkleriyle kaynaşarak Manavları oluşturduğu da düşünülmektedir.

Cevdet Türkay'ın "Osmanlı İmparatorluğu'nda Oymak, Aşiret ve Cemaatlar" adlı eserinde belirtilene göre Manavlar "İçel sancağı, Anamur kazası (İçel sancağı), Manisa kazası (Saruhan sancağı) Düşenbe kazası (Ala iye sancağı) gibi yörelerindeki yörükan taifesidir." Diğer bir deyişle, Manavlar aslında göçebe Türkmenler olup Anadolu'nun çeşitli yerlerine dağılmış bulunmaktadırlar.


Manav Sözcüğü

Manav kelimesi, öz-Türkçe bir sözcüktür.Zira, Manav deyimine "Orhun kitabeleri"nde de rastlanmaktadır ve Bey anlamına gelmektedir. Manav sözcüğünün; Türkistan’daki Kazak-Kırgız ve Sibirya’daki Yakut (Saha) Türkleri’nde kullanılan, koruyucu soylu kişi ve boy beyi anlamına gelen “Manap” ve “Manag”dan geldiği sanılmaktadır.

Eski Türkçe’de “v” sesinin olmamasından dolayı, “Manap” sözcüğündeki “p” ve “Manag” sözcüğündeki “g” sesinin yumuşayarak “Manav” sözcüğünün ortaya çıktığı düşünülmektedir. (Örneğin; berim=verim, takuk=tavuk, kagun=kavun vb gibi.) “Manap”ın; Çağatay Türkçesi’nde “asilzâde, asâlet, beyzadelik”, Kırgız Türkçesi’nde “feodal kabilelik üst tabakasının mümessili” veya “Kırgız Lideri”, Kazak Türkçesi’nde “ağa, bey” ile “Manag”ın; Yakut (Saha) Türkçesi’nde “koruyucu, güdücü, bakıcı” anlamlarını taşıması ve de Türkistan’ın kuzey bozkırlarında yaşayan Kırgız ve Kazakların boy ve oymak başlarına “Manap” demeleri ile 1860’larda Kırgızlar’dan Bugu (Geyik) kabilesi ve Sari Bağış boylarının başlarında Manapların yer alması olguları da, “Manavlar=Yerli Türk/Türkmen” görüşünü desteklemektedir.Kırgızistan'daki Manas destanında yer alan ve soylu beylere verilen Manap ifadesi de bunlara ilave edilebilir.

Aynı zamanda manav sözcüğünün Yunan dilindeki "manavis" sözcüğünden türediği de söylenir. Yunan dilinde manavis, "100 yıldan önce" anlamına gelmektedir. Uzun süredir belli bir bölgede yaşayan halk için, "bilindi bilineli burada yaşayanlar" anlamında kullanılmaktadır.[kaynak belirtilmeli]

Diğer bir yanda, "manav" sözcüğü, Türkçe'de çiftçilikle uğraşan ve geçimini ürettikleri ürünleri satarak geçinen anlamına da gelmektedir. Anadolu'ya ilk göçen Türkmenler, yerleşik hayata geçip tarım faaliyetlerine başlamış olmalarından bu sözcük kullanılmış olabilir. Bu görüşü destekleyen bir durumda, Osmanlı kayıtlarında saraya ve İstanbul'a sebze-meyve temin eden köylere "manav köyleri" tabiri kullanılmasıdır. Zira hayvancılığın yapıldığı köylere "kasap köyleri", arıcılığın yapıldığı köylere "kovan köyleri", ormancılığın yapıldığı köylere "tahtacı köyleri" şeklinde tabirlerin kullanıldığı görülmektedir. Bu görüşe göre manav sözcüğünden, tarımla uğraşan Türkmen köylerine takılan bir lakap kastedilmektedir. Daha sonra bu köyler, 18.yy'la birlikte muhacırlerden, hala konar-göçerliğe devam eden Türkmenlerden ve Anadolu'ya gelen diğer unsurlardan kendilerini ayırt etmek için manav lakabını ön plana çıkarmaya başladılar. Zira günümüzde Anadolu'da kendilerini Kasap, Kovan veya Tahtacı olduğunu söyleyen topluluklar da vardır.


Manavların Karakteristik Özellikleri 

Türkologlar'a göre, Manavların, Türk soylu olduğunu gösteren en önemli delil, Mongolid karakteristikleridir; Manavlarda gözlerdeki çekiklik ve yuvarlak yüz hatları hemen farkedilebilir. Türkologlar'a göre başka bir delil ise, manavların eski sosyal yaşamda büyük önem tutan ipek böcekçiliğidir. Özellikle Marmara Bölgesi'ndeki manav köyleri Orta Asya'dan gelen alışkanlıklarıyla ipek böceği üreticiliği yapmaktadır. Örneğin; Osmanlı döneminde Bursa'daki ipek kumaşların üretiminde bu ipek böceği üretimini yapan manav köylerinin payı büyüktü. Son yıllara kadar manav köylerinin en büyük geçim kaynağı ipek böcek yetiştiriciliğiydi ve hala bunu sürdüren köyler mevcuttur.

Manavlar, Türkçe'den başka bir dil anlamazlar. Türkçe'den başka sözcükler-ünlemler kullanmazlar. İkinci dilleri ya da mahalli dilleri yoktur.

Geçmişte, yerleşik hayata geçen veya Yerleşik düzene adapte olan Türk toplulukları, Konar-Göçerliğe devam eden Yörük-Türkmen toplulukları ile sorunlar yaşamışlardır. Hatta, Manavlar, konar-göçerliğe devam eden Yörük-Türkmen grupları tarafından yerleşik hayata geçtikleri için küçümsenmişler ve her zaman alaya alınmışlardır. Çoğu zaman Konar-Göçer Yörük ve Türkmenler, göç yolunda karşılarına çıkan yerleşik (manav) Yörük ve Türkmen köyleriyle ters düşmüşlerdir. Bazı zamanlar, Konar-Göçer gruplar manav köylerini talan etmişler ve yerleşik köyler üzerinde baskı kurmuşlardır.

Son derece uysal, mülâyim ve başkası tarafından söylenenlere fazla karşı çıkmayarak yani tartışmayarak geleneksel yaşamlarını sürdüren Manavlar kendi ifadeleri ile; “yedi kez düşünmeden adım atmayan”(yavaş davranan) bir yapıya sahiptirler. Bu uyumlu ve uysal yapıları, başkalarına “sen bilirsin” ya da “siz bilirsiniz” ifadesinin sık kullanılmasında da kendini göstermektedir.

Manavlar, uzun yıllar Rum köyleri ile komşuluk yapmışlar ve uyumlu kişilikleriyle onlarla iyi geçinmeyi başarabilmişlerdir. Ancak kız alıp verme konusunda son derece tutucu davranıp Rumlarla kaynaşmamış ve kendi geleneklerini koruyabilmişlerdir.

Birinci Dünya savaşı sonucunda Osmanlı'nın gittikçe toprak kaybetmesiyle, eski Osmanlı topraklarından Boşnak, Arnavut, Çerkez , Laz, Gürcü gibi anadili Türkçe olmayan göçmenler ile Muhacir diye adlandırılan ve Balkanlar'dan gelen Türk kökenli gruplar Anadolu'ya göçmüşlerdir. Bu dönemde yerli köyler kendilerini göçmenlerden ayırmak anlamında Manav olduklarını belirtmeye başlamışlardır.

Manavlar dışa açılmayı pek tercih etmediklerinden uzun yıllar bu müslüman göçmenlerle dahi evlilik yapmamışlardır. Manavlar geleneklerine bağlı olduklarından daha çok köy yaşamını tercih etmişlerdir. Şehirlerde yaşayanlar da azımsanmayacak kadar çoktur.
Manavlar Hakkındaki İlk Kayıtlar 
Osmanlı ve Bizans kayıtlarında, Manav tabiri; 1291 tarihindeki kayıtlarda geçmektedir. Yıldırım Bayezid döneminde İstanbul’un alınması amacıyla yapılan kuşatma kaldırılırken, yapılan anlaşma gereği Sirkeci’de bir Türk mahallesi kurulması şartına uygun olarak Göynük ve Taraklı’dan 760 hane Manav İstanbul’a yerleştirilmiştir. Yani İstanbul’a yerleştirilen ilk yerli Türklerin, bu yöreden giden “Manavlar” olduğu kaynaklarca da doğrulanmaktadır.


Manavların Yaşayış Tarzları 
Manavlar'ın gelenek-görenek itibariyle ve yaşam biçimi itibariyle incelendiğinde, kültür bakımından yörükler ile çok büyük bir farklılık olmadığı görülmektedir. Farklılaşma noktası, yerleşikliğin getirdiği özelliklerde görülür.

Manav köyleri genelde düzlük ve ova yerleşmeleridir. Manav köyleri plansız ve gelişigüzel oluşmuş köylerdir. Evler derme çatmadır. Belirli bir plan yoktur. Köylerdeki ve evlerdeki plansızlık göçebe hayatın en büyük izleridir. Köyler genelde, her gelenin plansızca yerleştiği bir öbek şeklindedir.

Muhacır köyleri ile karşılaştırıldığında, oldukça bakımsızdır. Çevredeki düzenli, bakımlı Muhacır Türk köylerinden hemen ayırt edilebilir.

Manav köylerinin beslenme alışkanlıkları ile Yörükler’in beslenme alışkanlıklarında çok büyük farklılık yoktur.

Güney Marmara'daki manav köyleri ile Antalya, Bergama ve Mersin civarındaki manav köylerinde gerekse Kastamonu manav köylerinde; "bengi", "mengi" veya "bengü" adı verilen "Şaman" izlerinin bulunduğu ritüelleşmiş oyunlara rastlanmaktadır. Bu veri, Anadolu'daki manavlar'ın ortak özelliklere sahip olduğu ve Orta Asya kültürüne sahip olduğunu göstermektedir.

Manav köylerindeki "Eşikte yani kapıda oturulmaz", "eşiğe basılmaz", "yanan ateş söndürülmez" biçimindeki manav inanışlar, Şaman dönemini izlerini yansıtmaktadır.

Manav köylerinde şehirlerde kullanılmayan "8. ve 9. yüzyıl Türkçesi"ne ait sözcüklere de rastlanır: "künge", "kiğiz", "katun", "yavuz", "yavuklu", "eybek", "yaşmak", "pörtlek", "zorbek", "aka", "ani" gibi...

Özellikle Eskişehir, Bilecik, Konya ve Sakarya manav köylerinde oyunlar yörüklerde olduğu gibi "kaşık"la oynanmaktadır.

Tüm manav köyleri dini açıdan "Sünni-Hanefi"dir.


Manavların Kökeni Hakkında Farklı Görüşler 
1. Görüş 

Manav Türklerinin Anadoluya yerleşmiş ilk ve en eski (1071 Malazgirt savaşıyla gelen ve İzniği başkent yapan Anadolu Selçuklu devletini kuran) Türkler olması ve hala varlıklarını sürdürebilmelerine rağmen bazı göçmen ve dışarıdan gelen muhacırlar adeta Batı Anadoluda Türk yaşamıyormuş gibi bir inanca kapılıp farklı kökenden geldiklerini iddia etmektedirler.

Bazı görüşlere göre Manavlar, Selçuklu döneminde Anadolu'da müslümanlığı kabul eden Rum ve Anadolu halkıdır. Fırat nehrinin batısındaki halklar, Türkmen ve İslam istilası karşısında İslamiyeti kabul edip Türkleşmişlerdir. Türkleşme öncesi dönem olan Roma döneminde ise Anadolu'da İyon kültürü baskın kültür olmuş, Anadolu'nun tüm halklarını İyon=Rum medeniyeti altında birleşmişti. 10. yy'dan sonra Anadolu'da İslam ve Türk kültürü baskın kültür olmuş ve Anadolu'nun tüm halkları Türk-İslam medeniyeti altında birleşmiştir. Bu görüşe göre manavlar "Anadolu Türkü" olarak tanımlanabilir.

Bu görüşü ileri sürenler, Türkçedeki "manav" sözcüğü ile Rumcadaki "manavis" sözcüğünün aynı kökenden geldiğini ve Rumların bazen kendilerinin manav olarak da nitelendirdiğini belirtmektedir.

Manavların Müslümanlaşan Rumlar olmadığını gösteren tutarsızlıklar ise şöyle belirtilir:

1. Bu görüşün temel tutarsızlığı, Anadolu'nun yerli ve medeni halkının nasıl olur da kendi dilini kaybedip asimile olabileceği sorusunun yanıtlanamamasıdır. Anadolu kültürüne göre daha düşük seviyede ve göçebe kültüre dayanan Türk kültürü, yerli kültürü nasıl ekarte edeceği sorusunun karşılığının olmamasıdır. İstanbulda bile hala Rumca konuşan Rumlar varken merkezden oldukça uzak köylerde yaşayan Manavların hiç bir zaman Rumca konuştukları gözlenmemiştir. Yıllarca Kürtler köylerinde Kürtçe, Rumların yerine gelen Boşnak, Laz, Çerkez ve Gürcüler kendi köylerinde kendi dillerini rahatlıkla konuşmaktadırlar.
2. Köklü bir geçmişi ve dili olan Rumlar, kendi dillerinden tamamen nasıl uzaklaşıp göçebe dilini kullanmaya başladılar? Hiç olmazsa pekçok Rum sözcüğün ve cümle yapılarının Manav köylerinde kullanılması gerekmez miydi?
3. Rumların Güçlü Ortodoks yapıları ve İstanbul Patrikhanesi, Türklerin asimilasyonuna ve istilasına karşılık veremedi mi? Manavların inançlarında Ortodoks-Hristiyan izlerine niye rastlanılmamaktadır?
4. Manav köylerinin son yıllara kadar en büyük geçim kaynağı ipek böceği yetiştiriciliğiydi. Özellikle İznik ve Bursa bölgesinde ipek böceği yetiştiriciliği yapan manavlar Bursadaki Koza hanın kurulmasını sağlayacak kadar çok üretim yapmaktaydılar. Herkesin bildiği gibi ipek böceği yetiştiriciliği Doğu Asya'dan gelişmiş bir meslektir. Ancak petrol ürünleriyle yapılan sentetik iplik ve kumaşlar ipek böcekçiliğini bitirmiştir.
Manavların, müslümanlaşmış Rum olduğu görüşü özellikle Kurtuluş Savaşı yıllarında İngilizler ve Yunanlar tarafından çıkarılmış ve Anadolu'da benimsetilmeye çalışılmıştır. Buna göre İngilizler, Batı Anadolu'da daha geniş bir parçayı Yunan kontrolüne verebilecekti. Siyasi amaçlar uğruna türetilmiş bu görüşün hatalı olduğu, Manavlar üzerinde Kurtuluş Savaşı'ndan sonra yapılan araştırmalarla ve folklorik-antropolojik alan çalışmalarıyla ortaya konulmuştur. Manavlarda özellikle Şamanizm'in yansımaları ve Dil-Fonetik özellikleri, Rum ya da Anadolu halkı olduğu görüşünün karşısına çıkmaktadır.

2. Görüş

Rum medeniyetinin içinde Balkanlar'dan gelip Bizans kralı tarafından Anadolu'ya yerleştirilen ve doğudan gelen akınlardan korunmak amacıyla yerleştirilen sayısı azımsanmayacak kadar Peçenek-Kıpçak-Kuman-Uz topluluğu da vardı. Bizans kayıtlarına göre, Müslüman-Türkler Anadolu'ya gelmeden önce binlerce Türkçe konuşan insan da yaşamaktaydı. Buna göre Manavlar, bu Türklerin devamıdır.

Manavların Yaşadığı Yerler 
Kendilerini Manav olarak ifade eden Türkler ağırlıklı olarak Batı Anadolu'da ve Marmara bölgesinde yaşamaktadır. Manavlar'ın ve manav köylerinin bulunduğu iller şöyledir:.

Sakarya
Düzce
Eskişehir
Bolu: Tüm ilçeler( yerli halkı )
Bilecik
Bursa
Karabük
Kocaeli: Körfez, Kandıra, Karamürsel(Akçat, Ereğli Beldesi),Gölcük
Balıkesir: Merkez, İvrindi, Balya, Kepsut, Havran, Burhaniye, Susurluk, Gönen, Edremit,Sındırgı
Çanakkale: Yenice, Ezine,Bayramiç
İstanbul: Şile, Ağva, Ömerli
Tekirdağ
Manisa
İzmir
Antalya
Konya
Afyon
Uşak
Kırşehir: Merkez , Kaman, Mucur, Cicekdag, Boztepe, Ozbag, Tepekoy ve Kaman'in Cevre Koyleri
Kütahya
Ankara-Nallıhan-Kuzucular
Zonguldak
Kastamonu
Mersin
Isparta
Yalova
Diyarbakır: Çermik, Çüngüş

Yorumlar
Ara RSS
Sadece kay

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

Son Güncelleme ( Pazar, 06 Haziran 2010 )
 
Sonraki >

Duyurular

Değerli site üyelerimiz,

 Köylülerimiz ve köyümüzle ilgili " Doğum, Hastalık, Vefat, Askere Giden, Bayram ve Kandil Kutlaması" gibi önemli haberler üyelerimize cep ve sabit telefonlar &...

Köşe Yazarlarımız

Zulkane SÜZER (Bakış)
            NEDEN SİTE DEDİK…..??? 

40 yaş ve üzeri hemşerilerimiz bilirler. Gökçekaya baraj gölünün bulunduğu alanda 1974 yılı öncesinde Sakarya nehri akar ve kenarlarında BÜK olarak tabir ettiğimiz sulak ve verimli arazilerimiz vardı. Baraj gölünün dolmasıyla bu arazilerin tamamı sular altında kaldı. Aynı yıllarda yukarıda ise  orman arazilerinin  rehabilitasyon çalışması nedeniyle telle koruma altına alınması nedeniyle köyümüzün ekonomik arazileri  çift taraflı olarak elden çıkmıştır. Buna ilaveten yine aynı yıllarda üst üste yaşanan iki yangın olayı (Orta mahallenin tamamen, Hüseyinler mahallesinin kısmen yanması) köyümüzü ekonomik yönden son derece kısıtlı hale getirmiştir.

Coğrafi yapı olarak Sündiken dağlarının kalan köy arazilerine paralel olması, dağı oluşturan silisyum(kaya) kütleleri yönünün ovaya arkasının köyümüze dönük olması dağdan çıkan suların ovaya doğru akmasına neden olmuş ve köyümüz arazisine önemsiz su sızıntılarının gelebilmesi de zaten engebeli ve işlenmesi zor olan arazimizin aynı zamanda susuz ve verimsiz kalmasına da neden olmuştur.

Bütün bu olumsuzlukların üst üste birleşerek yaşanması köyümüzde geçim şartlarının son derece kötüleşmesine ve zorlaşmasına neden olduğundan 1980’li yıllardan itibaren başta Eskişehir merkez olmak üzere çeşitli il ve ilçelere yoğun bir göç dalgası başlamıştır.

Bunun doğal bir sonucu olarak değişik il ve ilçelerde yetişen genç kuşak hemşerilerimiz arasındaki iletişim zamanla azalmış ve kopma noktasına gelmiştir. Hemşerilik bağları azalmış ve ilişkiler sadece akrabalık bağları ile kısıtlı hale gelmeye başlamış, aynı köyden olmasına rağmen birbirlerini hiç tanımayan ve varlığından haberdar olmayan genç hemşerilerimiz gündeme gelmeye başlamıştır.

Bu olumsuz gelişmelere rağmen bu göçün olumlu katkıları da olmuştur. Genç nesiller yeni ortamın sağladığı imkânlardan faydalanarak gerek kamu gerekse özel alanlarda ve belirli mevkilerde yer almaya başlamış, önemli oranda bilgi ve tecrübe birikimi oluşmuş ve bakış açısında çok büyük gelişmeler ilerler sağlanmıştır.

Bu kadar yaygın bir şekilde yurdun her tarafına dağılmış vaziyetteki hemşerilerimizin birbirleriyle devamlı telefon irtibatı sağlamaları, fiziki olarak bir araya gelmeleri, birbirlerinin bilgi, tecrübe ve birikimlerini paylaşmaları mümkün olmadığına göre bunun bir şekilde sağlanması gerekirdi. İyi bir gelişme olmasına rağmen bu güne kadar ki olumlu gelişmeler gelecek için yeterli olmamasının yanında mevcut durumda daha da ileriye götürmek mümkün değildi. Çünkü elde edilen bilgi birikimi ve tecrübeler kişilerle sabit durumda ve paylaşılmadığı müddetçe kişi haricinde başkaları için bir anlam ifade etmiyordu.

Bu durumun kırılabilmesi için bir çözüm üretilmesi gerektiğini düşünerek, bu eksikliği giderebilecek en iyi çözümün köyümüz adına bir sitenin oluşturulması düşüncesi ön plana çıkmıştır.Ancak bazı şeylerde sadece düşünmek yetmiyor,önemli olan düşündüğünü hayata geçirmektir.İşte bu aşamada kırılma noktası sitenin oluşturulmasında bilgisayar başında günlerce çalışarak emeğini esirgemeyen,sitenin oluşumunda bizlerden daha fazla heyecanlanan,gayret gösteren, değerli kardeşimiz,hemşerimiz,eniştemiz Adem Ünal’dır. Kendisinin gayretleri sonucu site bu günkü haline gelmiştir. Bu hususun özellikle herkes tarafından bilinmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bizim düşüncemiz fiziki olarak bir araya gelemeyen hemşerilerimizin sanal alemde birbirleriyle konuşarak, eğlenerek bilgi ve tecrübelerinden karşılıklı olarak faydalanarak kocaman bir aile oluşturmalarının yolunu açmaktır. Bunun için sitenin oluşumuna kayıtsız şartsız destek olduk ve hemşerilerimizin istediği her şeyi sitede bulabilmesini arzuladık. Bunun için çok sayıda link bağlantıları ile ihtiyaç duyulan her bilginin aramadan siteden ulaşılabilmesi sağlanmaya çalışıldı. Yine Ziyaret, Fotoğraf, Video, Forum sayfaları ile karşılıklı haberleşme, bilgi paylaşımı, sıla özlemini hafifletme,  Magila FM Radyo ile eğlence, Kabristan sayfası ile fiziki olmasa da sanal olarak geçmişlerimize ziyaret imkanı sağlanması hedeflenmiştir. İşte bütün bunlardan isteyen hemşehrimiz tarafından istenilen zamanda faydalanabileceği tek imkan sanal alem internet ortamı  olduğundan  site oluşturulmasına karar verilmiştir.

Siteyi oluştururken sadece hemşehrilerimizin sanal alemde buluşabilmeleri, bir ve beraber olabilmelerine yönelik sosyal bir birliktelik sağlanması yönünde adım atılması hedeflenmiş  olup kesinlikle siyasi, ticari, dini ve ideolojik bir amaç düşünülmemiştir.Bu nedenle düşünce ne olursa olsun ortak noktamız Çalkaya Köyü olmalıdır diye düşünüyorum.

Sonuç olarak haddim olmayarak yukarıda açıklamaya çalıştığım nedenlerden dolayı köyümüz ve köylülerimizle bir ve beraber olarak el ele tutuşarak, paylaşarak daha ileriye,daha iyiye,daha güzele, genç kuşaklara daha büyük hedeflere yönlendirebilmek  için daha büyük düşünmeye hazırlamak için, bilgi ve tecrübelerimizi paylaşmak için SİTE dedik…. Bilmiyorum doğrumu dedik, yanlış mı dedik.. Bunu zaman ve hemşehrilerimizden gelecek olumlu ya da olumsuz tepki ve yorumlar gösterecek… Ama her ilkte bir risk vardır bunun bilincinde olarak ve bu riski de göze alarak bunu göğüslemeye karar verdik ve SOSYAL AMAÇLI BİR SİTE OLUŞTURALIM DEDİK….  Bundan sonrası için söz ve karar tüm hemşehrilerimindir…

Küçük büyük tüm hemşerilerimin yeni yılını kutlar, sağlık,mutluluk ve başarılar dilerim..Selam ve Saygılarımla…….

 

           

Yazarin toplam 6 yazisi bulunuyor. Tüm yazilarini görmek için tiklayin. Tüm Yazıları (6)

Anketler

Web Sitemizi Nasıl Bulduınuz?