|
Günümüzde dernekler, hayatı daha yaşanılır ve daha katlanılabilir hale getirmede önemli bir görevi üstlenmiş durumdadırlar. Bunlar paylaşımın en üst seviyede icra edildiği müstesna kuruluşlardır. Dernek kelimesinin sözlük anlamına bakacak olursak; belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek için kurulan topluluk, cemiyet olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer bir deyişle dernekler, vakıflar gibi topluma yararlı bir hizmet gerçekleştirmek için kurulmuş yasal topluluklar olup, gönüllülük esasına göre faaliyet gösterirler. Atalarımızın “birlikten kuvvet doğar”, “ bir elin nesi var, iki elin sesi var” gibi sözleri; bir araya gelmenin, bireysel gücü ortak güce dönüştürmenin, dernekleşmenin önemini vurgulamaktadır. Derneklerin kuruluş gayeleri; halkın dağınık olan gücünü bir araya getirerek, ortak akıl süzgecinden geçirip güçlü bir şekilde yine halkın yararına sunmaktır. Asıl amaç, topluluğun sosyal ve kültürel zenginliklerini açığa çıkararak güçlendirmek ve paylaşma duygusunu geliştirmektir. Sosyal ve kültürel faaliyetler, dayanışmanın ve yardımlaşmanın temel gayesini oluşturur. Bu nedenledir ki; dernek isimlerinde genellikle “sosyal”, kültür” ve “yardımlaşma” ibareleri önemli bir yer tutar. Düğün, önemli gün ve gecelerdeki kutlamalar, asker uğurlamarı, öğrenci yerleştirme, cenaze hizmetleri gibi faaliyetler hep bu dernekler vasıtasıyla yürütülür. Bir çok köyde kurulan dernekler, artık köyün idaresinde söz sahibi durumundadırlar. Bir nevi muhtar ve azaların görevini üstlenmişlerdir. Hatta bazı köylerde derneğin izni olmadan köy adına hiçbir işlem yapılmamaktadır. Ne acıdır ki, yöremizde, dernekleşme faaliyetleri yok denecek kadar sönük geçmektedir. Yurdumuzun diğer bölgelerinde, bilhassa batı bölgesindeki illerimize ait derneklerin faaliyetleri, gıptayla bakılacak bir şekilde ve kuruluş amacına uygun olarak yerine getirilmektedir. Bu yörede bırakın illeri, ilçeleri, köylerin bile diğer şehirlerde dernekleri kurulmaktadır. Peki biz neden onlar gibi dernekleşemiyoruz? Bizim neyimiz eksik? Bunlara verilebilecek cevap herhalde; güvensizlik, çekemezlik, birlikte hareket etme isteksizliği ve paylaşma ihtiyacı duymama gibi ön yargılarımız olsa gerektir. Bir çok ilimizde kurulan dernekler mevcuttur. Bu derneklerin dışına asılan tabelalara baktığınızda “sosyal, yardımlaşma, kültür ve dayanışma” ibareleri gözünüze çarpar. Tabela ilk bakışta sizi memleketi anımsattığından heyecanlandırır ve gururlandırır. Fakat bu heyecan ne yazık ki, derneğe girdiğinizde yerini hüsrana bırakır. Nitekim içerideki görüntünün herhangi bir kahvehaneden pek farkı yoktur. Ortada birkaç masa, etrafında birbirlerine bağırarak laf yetiştirmeye çalışan ve oyun oynayan hemşehrilerimiz, köşede sembolik olarak duran bir kitaplık ve duvarlarda birkaç memleket resimleri. İşte size bir dernek. Dernek yöneticilerine “nedir bu hal?” diye sorduğunuzda, alacağınız cevap; “ne yapalım bu şekilde olmazsa kimse gelmiyor” olacaktır. Ne kadar da bizi anlatıyor değilmi? Sultandere'den; Çamlıca'dan, Emek'ten Eskişehir'in muhtelif semtlerinden onlarca kilometre uzağından kahvehane için geldik ama Odunpazarı'na 200-300 metre mesafede bulunan dernek merkezine uzak diye gidemedik.Sonuçta bay bayan tüm hemşerilerimizin girebileceği şekilde nezih bir ortamda oluşturulan dernek merkezinin ve zor zamanlarda ihtiyaç sahiplerinin imdadına yetişmek için oluşturulan giysi bankası iptal edildi. Öyle anlaşılıyor ki; dernekleşme hususunda katetmemiz gereken bir hayli yolumuz var. Yılmadan, yorulmadan, elele verek başarmak zorundayız… kaynak:http://www.oltader.org/forum/forum_posts.asp?TID=261 (halil_efe)
|